Showing posts with label personal. Show all posts
Showing posts with label personal. Show all posts

Sunday, April 1, 2007

Küresel Isınma Bizim Buralara Uğrar Mıydı?

Bundan 5 sene öncesiydi. O zamanlar daha bizim buralara küresel ısınma gelmemişti. Üniversitenin ikinci senesinde bir Fransızca dersinde Kyoto Protokolü’nün esamesi okundu ilk kez. Kyoto bizim için sadece Japonya’da bir kentti o zamana kadar. Motorsiklet markası olduğunu sananlar da vardı hiç kuşkusuz. Fransızca hocamız, Le Monde ve Liberation’dan alınma bir kaç makale getirip dağıtmıştı. Bir ders saatinde “küresel ısınma ne demektir?”, “sera gazı etkisi nasıl olur?”, “Kyoto Protokolü neden önemlidir?” gibi konuları tartışmıştık. Bir kaç ders sonra başka bir hocamız methodologie dersine elinde bir dosyayla geldi. Dersin bir aylık konusu “dünyadaki su sorunu” olarak belirlenmişti. Dosyadaki on beş tane makalede susuzlukla karşı karşıya kalmamızdan bahsediyordu. Gelecekte petrol savaşlarının yerini su savaşları alacaktı, nehirler kuruyacak, her yer çöl olacaktı ve insanoğlu içecek su bulamayacaktı…

Bir an için Spielberg’in bilimkurgu filmi senaryosuydu sanki elimizdekiler. O kadar uzaktı ki tüm bu konuşulanlar; Adams Ailesi gibi sadece kara bulutların kendi kafamızın üstünde olduğuna inandırmıştık kendimizi. O zamanlar “İstanbul’da deprem bekleniyor mu?” sorusunun periyodik tartışmaları yapılıyordu. Sonradan TV yıldızı olan deprem bilimciler vardı ekranlarda. Senelik konuşmaları yapıp bir dahaki seneye kadar susuyorlardı. Bundan 5 sene sonra geçenlerde Orhan Gencebay’ı gördüm, jüri üyesi olduğu yarışmada Kyoto Protokolü’nden bahsediyordu. Evet bizim buralara da küresel ısınma nihayet uğramıştı. Küresel ısınmanın gelişi, Harvey Nichols’un gelişiyle aynı zamana tekabul etse de küresel ısınma birazcık daha fazla etki yarattı sanırım. Bu konu, kadın günlerinden, öğrenci kantinlerine, kahvehanelere kadar taşınabildi. Bir çok gazeteci ve yazar en az bir kez bahsetti sera gazlarından ve onların etkilerinden kurtulmanın yollarından. Karınca kararınca uygulamaya başladı bile Türk insanı bu söylenenleri. Sonra internette dramatik sunumlar dolanmaya başladı ve küçük bir buzulun üstünde neredeyse tek ayağı üstünde duran sevimli kutup ayısı meşhur oldu. Sonra yeşil kravat taktık küresel ısınmayı önledik.

“Aydınlık Bir Türkiye İçin Bir Dakika Karanlık” eylemlerinin çocuk figuranları olan bizler, bir 5 sene bekledik işte, böyle bir konunun gündeme gelmesini. Herkes neyin ne olduğunu yarım yamalak da olsa öğrendi belki ama biz ne yazık ki hala figüranız bu seferberlik senaryosunda. Baş rolü oynayanlar ne zaman sıkılacaklar henüz bilinmiyor. Aslında gerçekten rollerini oynayıp oynamadıklarından da pek emin değiliz. Kostümler hazır, dekorlar var, fotoğraflar çarpıcı, yapılacaklar listesi her geçen gün biraz daha uzuyor. Ama sanki bir şeyler eksik…

Saturday, January 13, 2007

TOKSIKLENMEK VE HAYATIN ANLAMI

Simdiye kadar tanidiginiz insanlari unutmayin. Her insan birbirinden farklidir ama yine de cogu bir ornek yaratilmistir ve genelde defo yerleri aynidir. Yuzleri, sesleri unutabilirsiniz ama olanlari hic unutmayin. Kurulan cumle yapilarini, oznenin yuklemin yerlerini iyice belleginize kaziyin ki bir daha ki sefere anlatim bozukluklarina takilmayin.

Gidenlere kayip gozuyle bakmaktan vazgecin. Onlar sadece siz izin verdiginiz surece hayatinizdalar. Gitmelerine dur demeyeceginizi bildikleri icin sizi secmisler. Yatiya gelenlere temiz carsaf verin kendilerini evlerinde hissetsinler. ama bilinen bir gercek vardir ki misafirler de baliklara benzerler ve 3 gun sonra kokmaya baslarlar…

Bilginizi ve bilgeliginizi herkesle paylasmayin. Birinin hayatina cok sey katanlar degil, hayatindan alip goturenler hatirlanir hep ve herkesin bildigi bir sey vardir ki reklamin iyisi kotusu olmaz.. kimse heykelinizi dikmez cok iyi biri olarak kalirsiniz hep ve ‘iyi’ olmak bazen sıkıcı bir seydir.

Anlatacak cok seyiniz olsun ama anlatmaya zamaniniz olmasin. Yasadiklariniz, uzuntuleriniz, dertleriniz hayata karissin. Boylece bunlari tekrar yasayip ekstra vakit kaybetmeyin. Hastaliginizi ayakta atlatin. Ilk oksurukte antibiyotige sarilmayin.
Arada bir guzel bir yazi okuyun, kaliteli bir muzik dinleyin, pahali bir sarap icin. Adamlar sizin icin yapior bunlari guzel olan herseyden etkilenmeyi bilin. Ama kirolara da tepkili davranmayin cunku dunyanin en eglenceli insanlari kirolar ve gaylerdir.

Sacmalamaktan korkmayin, sacmaladiginizin farkinda olun yeter. Bos konusabilir, igrenc espriler yapabilirsiniz. Ama bunu aliskanlik haline getirmeyin lutfen. Ipler nasil olsa sizin elinizde istediginiz zaman cildirabilir, istediginiz zaman toplayabilirsiniz kendinizi. Uzaktan bakanlar ruh hastasi oldugunuzu dusunse bile sizi seven arkadaslariniz var. Ruh hastasiyken bile hala esprili ve komikseniz cok da sorun olmaz. Yeterki mizahi yonunuzu kaybetmeyin.

Bazen siradan birisiymissiniz gibi davranin. Hadiii bunu yapabilirsiniz bu kadar mukemmel olmak kime ne getirmis ki.. sadece serzenisten baska neye yarior ki? Herseyim var, akilliyim, guzelim, zekiyim, kasliyim, isim var etc. ama neden bir sevgilim yok??? Allahim kismetsiz miyim?? Bu dunyada illa ki kismetsiz birileri var ama o siz degilsiniz. Lubnanli cocuklar mesela…

Konumuzla bir ilgisi yok ama gunde 2 kere dus alin. Kokmus insanlarla ayni toplu tasima aracinda seyahat etmek hic hos olmuyor. Deodorant sikmayi sakin unutmayin. Insan terlemese bile strese girip toksiklenmeye baslior. Strese girdikce toksikleniyor, toksiklendikce strese giriyor. Caktirmadan kendini koklamaya basliyor. Bunu bir fark eden olmus mudur acaba diye panikleyip korku hormonu salgiliyor ve tabiki bu salgilanmaya esdegerde toksikleniyor. Yani igrenc bisi. Ama konuyu uzatmaktan kendimi alamiyorum. Cunku nedense igrenc seylerden konusurken hem igreniriz hem de konusmaya devam ederiz. Tum bunlari yaparken de toksiklenir miyiz bilmiyorum.

Hayatin boktan oldugunu dusunuyorsaniz, oyle oldugunu dusunmeye devam edin. Illaki guzel bisiler oluyor ve boktan oldugunu unutuyorsunuz bazen. Sonra guzel seyler siradan; siradan seyler boktan oluyor bir sure sonra. Bu donguyu kirmak kimin elinde bilmiyorum. Bunca saat neden ahkam kestigimi de bilmiyorum. Kendi hayatimda bunlarin kacini uyguluyorum onu da bilmiyorum. Benim sadece edebi yonum kuvvetlidir. Havali cumleler kurmayi severim. Cogu insan da anlamaz ne demek istedigimi. Bundan gizli bir haz duydugumu da saklayamam.

Hayata dair yazacak cok sey var aslinda. Bununla ilgili yazan cok iyi yazarlar var gidip onlari okuyun. Kaptirmayin kendinizi bu blog cilginligina. Bu yazidan da cok etkilenmeyin. Herkes kendi hayatinin anlamini kendi bulur. Herkesin yasadigi hayat dogrudur. Insanlari oldugu gibi kabullenelim sevelim sevilelim bu dunya kimseye kalmaz falan filan iste…

P.S: Terlemek yerine toksiklenmek kelimesini kullanmak daha bilimsel dursa da neticede toksik ve ter ayni seydir ve ikisi de igrenctir.

Mine

Friday, January 12, 2007

Önsöz

Deniz otobüsünde karşılaştıkça konuştuğunuz, 13 senedir tanıdığınız ama liseden beri önce görüşmeleri azaltıp sonra hayata kapılıp kopup gittiğiniz arkadaşınız size bu blog olayından bahsettiyse; ilk kez ondan duymuş gibi heyecanlandıysanız ve söyleyecek çok şeyiniz varsa böyle bir blog açmakta fayda var galiba diye düşündüm:)

Bu önsözde o zaman sevgili arkadaşım Levent'ten bahsedip ona teşekkür etmem gerek sanırım:) 12 yaşında seni playboylukla suçlayıp daha sonra bunun çok yanlış bi karar olduğunu anladığımdan, okul koridorlarında tekmeleşmece oynayıp, Laylaylom'daki saçma konserlerde hakpu dansı yaptığımızdan beri seni seviyorum. Bak şimdi o konserlerden aklımda kalan Sıtkı Can'ın önüne verilen her parçayı çalabilmesi ama asla doğaçlama yapamaması, buna istinaden Onur Pazaroğlu'nun her türlü müzik aletini çalabilmesi gibi şeyler hatırlıyorum. Ayrıca hala onla da denizotobüsünde hala karşılaşıyorum kimbilir belki onun da bir blogu vardır:) Sana ayrılan özlem ve ay niye biz görüşemiyoruz ki mavalları yeterli sanırım:)

Günde 1500 tane saçma şey geliyor başımıza ve bunları galiba birileriyle paylaşmamız gerek en azından ben bunu yapmak istiyorum ya da sadece yazıp yazıp deşarj olup oh be dedikten sonra uyumak...